ATLAS LOGO
HASANKEYFE SADAKAT
Sadakat Çağrısı
Doğal Alanlar
Arkeolojik Alanlar
Haberler
News
Basından
Fotoğraf Galerisi
Sadakat Yolcuları
Ziyaretçi Defteri
Mesaj sayısı: 559


Hasankeyf Diye Bir Yer

Ankara Garı'nda şu cümleler dökülüvermiş kalemimden. 'Hadi! Masal ülkesi tarihinin içine çek beni; hazırım sana sadakat treni!'

Dicle'nin ağır ağır akan sularının çağrısına uyup düştük yollara. "Gelin de görün! dedi. "Benin topraklarımın tarihini! İran ve İç Asya, Mezopotamya, Roma ve Bizans kültürlerini."

Ürkek ceylanlar gibiydi yürekler. "Acaba!" deniyordu. "Acaba bu yolculukta bir mayına toslayıp serseri bir PKK kurşununa kurban gider miyiz?" Ama devam ediyordu yolculuk. Trenin bozkırlara dağılan taka taka sesleri 2. Vagonun karışık düşüncelerine güven katıyordu.

Apayrı şehirlerin kucağında, apayrı işlerle uğraşan insanların oluşturduğu samimi bir gruptu 2. Vagon. Uçsuz bucaksız bozkırların ortasında bir bilek, bir yürek olmanın doyumsuz hazzını yaşayarak sürdürüyordu yolculuğunu. Sohbetlerine kahkahalarını ekleyen, paylaşımların ve hayallerin peşine düşen bir avuç insandı.

Yollar, tepeler, kentler aşarken sadakat treni: uyuyanları, kitap okuyanları, dergi karıştıranları, ara sıra deklanşöre basanları, muhabbet edenleri, birbirine laf atanları, etrafına keşfe çıkanları, ille de kulaklara takılan MP3 çalarlı gençleri kucaklıyordu.

Bunca değişimin içinde yorgun değilim, zaman haylazlığı yapıyorum, ama uykusuzluk diz boyu.

Saat gecenin yarısı. 2. Vagon ahalisinin hemen hepsi uykuda. Başı koltuktan düşenler, uyku tulumlarını koridora yayıp rüyaları davet edenler... Bir bulut gibi gerçeklerin içine süzülüyor rüyalar.... Gecenin huzur dağıtan başına yaslamış başını bazıları... Raylarda koşan sadakat treninin ritmik sesi, uyuyan şehirlere bir ödül gibi bırakılıyordu. Gecenin koynunda, bir gelin gibi süzülüyoruz Dicle'nin kollarına.

Derken, bakışlar deydi birbirine, tebessümler deydi.... Aşinalık, neredeyse alışkanlığa çevirdi yüzünü. Ve Adana'nın o muhteşem damak zevkinin peşine düştük anlık. "Hadi!" dedi gür bir ses. "Bir tutam tat ekleyelim yolculuğumuza!"

Akşam vaktiydi. Adana istasyonunun alacakaranlığı yırtılırken sadakat treniyle, 2. Vagonu dürümler, salatalar, şalgam ve ayranlar bekliyordu. Sınırı biraz aşıp çılgınlığın peşine takılınca, en güzel tatları yakalamak, teşekkür toplamak, ziyafete dönüşen durgun yolculuğun ortasında kendiliğinden bir lider doğuruyordu. Coşkun yüreklerin, tebessümlü yüzlerin ve yaşamdan memnun insanların vagonunda yolculuk, doyumsuz bir eğlenceye dönüşüyordu.


Zengin bir şehrin kapısını çaldık bu sabah! Çocuklarının misafirperverliği üstlenmediği ender şehirlerdendi. Yolun iki yakasına dizilmiş, avuçlarında sımsıkı tuttukları taşlarla bekliyorlardı. Gözlerine kestirdikleri an, kollarını geriyor, trenin camlarına aniden taşları fırlatıyordu Gaziantep çocukları... Çözümsüzdü! Engellenemez doğal bir afet gibiydiler, tuzla buz olan camların arkasında.

Rotar, kaygı ve endişe getiriyordu beraberinde. Küçük çatlak cümlelerin kurulmasına zemin hazırlıyordu. Güneydoğu'nun incisi BATMAN... Batman'ın kavurucu sıcağı kucakladı ilkin. Coşkun bir karşılama beklentisi içinde olduğumuzu fark ettik, cılız bir karşılama töreninin ardından. Çok geçmeden minibüslerimiz Hasankeyf yoluna düştü. Uykusuzdu Dicle. Hanidir, tarihini esir alacak Ilısu Barajı'nı reddediyordu. Bu yüzden yandaşlığımızı bekliyordu sabırsızlıkla.

Öğle sonrası saat 3 gibiydi Hasankeyf'e varışımız. Cehennem ateşi serpiştirilmişti; yılmamız ve geri dönmemiz bekleniyordu, ama nafile. Bu sıcak kucaklayış!... Tanrım, buharlaşmasak bari!

Yer şekillerinin çığırtkanlığı, cehennem ateşi serpintilerini unutturmuştu bir anda. Bir elimizde su, bir elimizde fotoğraf makineleri veya kameralarla koşuyoruz tarihin kucağına. 365 gün yaşadıkları köylerinin tarihini anlatmaya hevesli bal gözlü Hasankeyf çocukları....

Heybetli görüntülere takılıyor gözlerim. "Hadi bize Hasankeyf'i anlat!" deselerdi, tek bir cümle kurardım; o 30'a yakın kültürün izlerini taşıyan taş şehir için: "MÜTHİŞ!"

Nakış nakış kayaların işlendiği, el emeği, göz nuru yemeni ucundaki iğne oyası gibi muhteşemdi... Sabrın ve bilgeliğin başarısı uzanıyordu tepelerin oynak eteklerinde. Rüzgarlar kaç kez okşamış, kaç kez saklambaç oynamıştı bu muhteşem taş evlerin koynunda?...

Hayal şehri!... Her taş oyuğunda kendi kurgularımızla yeniden canlanıyor tarih. Her göz, her hayal bir tarih senaryosu yazıyor.

Sihirli bir değnek!..

Hasankeyf, heybetli bir ejderin silkinerek uyanışı gibi, yüzyıllar öncesi kopartılmış bir kesiti sunmalı. Ürkek yüreklerimizi avuçlarımıza alıp çalmalıyız kapılarını, esmer tenli, bal gözlü çocukların saçlarını okşamalıyız sokaklarında, sarnıçlarından su içmeliyiz.....

10 bin yıllık geçmişi olan, dünyada eşi ve benzeri olmayan antik kent Hasankeyf'teki eserler ve uygarlık izlerinin yok olması, alternatifsiz bir çöküşün göstergesidir. Medler, Asurlular, Eyyübiler, Akkoyunlular, Selçuklu, Bizans ve Osmanlı gibi kültürlerin izini taşımış. Helenistik döneme ait 6 bin mağara, 300'e yakın cami, medrese ve kilise... Romalılar'ın "Doğunun Son Kapısı" olarak tanımladıkları o şaheser köprü.... Hepsi ama hepsi Ilısu Barajı'na kurban edilmek üzere beklemekte.

Yolculuğa çıkış nedenimiz, Doğa Derneği ve Atlas Dergisi'nin yanında yer almak. Bir elin nesi var iki elin sesi var, atasözünün doğruluğunun peşine düşmek... Sesimizi biraz daha uzaklara duyurmak!... Deve kuşu rolünü üstlenenleri sarsmak. "Birde siz görün, birde siz bakın! İnsan eli bu kültürü yok etmeye cesaret edebilir mi?"

Kavuran güneşin altında, bakır taşlardan içtiğimiz buz gibi ayranla, bütün enerjimizi o muhteşem "Taşkent"e bırakıyoruz. Bu kez avuç içi kadar mezarları olmayacak onların. Salgın hastalıklardan kırılan bal gözlü çocukları olmayacak!

Sevgili Dicle! Çok insan konuk ettin eteklerinde. Yorgunluktan, gün harından bitap düşmüş çok insanı ağırladın. Lakin, yanık türküleri yüreğinden kopup gelen, serin sularında ayaklarını öptüğün, kucağında büyüttüğün Şabut Balığı'nı sofralarına koyup da Munzur suyu ikram ettiğin, göğünden yıldız toplayıp sularına serpiştiren kaç yolcun vardı bugüne deyin?

Melike Cabunca / 02-06.09.2005

Send Feedback Send as email

© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.
Bu bir Doğan Burda Digital servisidir.
Imperia ile tasarlanmıştır.
reklam alani