ATLAS LOGO
HASANKEYFE SADAKAT
Sadakat Çağrısı
Doğal Alanlar
Arkeolojik Alanlar
Haberler
News
Basından
Fotoğraf Galerisi
Sadakat Yolcuları
Ziyaretçi Defteri
Mesaj sayısı: 559


Sudan Kurtulanlar

Türkiye'nin en kapsamlı arkeolojik kurtama çalışması Keban Projesi'ydi. 1998 yılında başlatılan ODTÜ Tarihsel Çevre Araştırma ve Değerlendirme Merkezi yönetimindeki çalışmalar bu projenin devamı niteliğini taşıyor. Beş yılda Ilısu ve Karkamış baraj göllerini kapsayan 26 kazı ve yüzey araştırması yapıldı. Bu çabalar ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde Alt Paleolitik Çağ'dan günümüze kadar kültürel sürerliliği kanıtlayan veriler ile bölgenin kültür tarihi yeniden yazılmaya başlandı.

YAZI: NECMİ KARUL
FOTOĞRAFLAR: HAKAN ÖGE

Fırat ve Dicle'nin suları ile beslenen, Yukarı Mezopotamya'nın bir parçası olan Güneydoğu Anadolu bölgesi, güneyindeki kurak ve yarı kurak düzlüklere göre çok daha elverişli doğal koşullara sahiptir. Bu nedenle de, kültür tarihi ile ilgili yayınlarda bu bölgeden `Bereketli Hilal' olarak söz edilir. Bölgenin uygarlık tarihi açısından taşıdığı önem, Mezopotamya'nın bir parçası olması ile sınırlı değildir. Burası aynı zamanda Yakındoğu kültürleri ile Anadolu kültürlerinin de birleştiği, birbirleri ile kaynaştığı yerdir. Bu nedenle Güneydoğu Anadolu'nun hemen her yerinde binlerce yılın birikimlerinin izlerini taşıyan çok sayıdaki arkeolojik kalıntıyı görmekteyiz. Tarihteki birçok önemli olay bu bölgede yer almış, uygarlık tarihinin önemli birçok aşaması da bu bölgede gerçekleşmiştir. Bugün hâlâ varlığını sürdüren Harran, tarihi Urfa kenti, Sumatar, Hasankeyf, Karkamış, Belkıs Harabeleri gibi çok sayıdaki örenyeri bu görkemli geçmişin günümüzdeki izleri gibidir.

Bu bölgede özellikle Hallan Çemi, Çayönü, Nevali Çori, Göbekli Tepe kazıları, insanlığın ilk büyük aşamasını oluşturan Neolitik Çağ kültürlerinin bilinen kronolojisini 4 bin yıl daha geriye götürerek İÖ 10. bin ile 6. bin yılları arasında bölgede var olan kültürlerin görkemini ortaya koymuştur. Bu kazılarla, bilinen en eski tapınakların, anıtsal heykel ve kabartmaların, karmaşık bir sosyal düzenin, en eski madenciliğin Güneydoğu Anadolu'da ortaya çıkıp, başka bölgelere yayıldığı anlaşılmıştır.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde uzun vadeli bölgesel kalkınma planının (GAP) bir parçası olarak yapım sürecinde olan Ilısu ve Karkamış barajları, beraberinde birçok olumsuz etkiyi getiriyor. Bunların en önemlisi arkeolojik bakımdan iyi araştırılmamış bir bölgede, baraj rezervuarlarının akarsu boylarını sualtında bırakarak, bu kesimlerde yoğun olduğu tahmin edilen kültür varlıklarını yok etmesidir.

Bu dev projelerin bölgenin kalkınması açısından ne denli büyük bir önem taşıdığı konusunda kimsenin kuşkusu yoktur. Diğer taraftan, bu yatırımlar GAP kapsamındaki baraj gölleri altında kalacak kültürel mirasın ortaya çıkartılması, belgelenmesi ve kurtarılması ile gelecek kuşaklara aktarılması sorumluluğunu da beraberinde getirmektedir.

Uluslararası platformda çok başarılı bulunan mega-arkeolojik kurtarma projelerinden Keban Projesi 1965-1974 yıllarında, Aşağı Fırat Projesi ise 1975-1988 yıllarında Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) koordinatörlüğünde gerçekleştirilmişti. Keban Projesi, Mısır'daki Aswan Projesi'nden sonra dünyadaki en kapsamlı kurtarma çalışmalarından biriydi. Komşu ülkelere de örnek oluşturan bu projeyle sınırlarımızın ötesinde, aynı su kaynaklarından yararlanan ülkeler yaptırdıkları barajların su havzalarında benzer projeler geliştirmişlerdi.

1966-1974 yılları arasında sürdürülen Keban Kurtarma Projesi kapsamında 12 değişik merkezde arkeolojik kazılar ile beraber, öncelikli olan kesimlerde restorasyon faaliyetleri, köy mimarisi çalışmaları, jeofizik ve etnografik araştırmalar da yürütülmüştü. Yeni arkeolojik tekniklerin tanıtıldığı, arkeolojik çalışmaları destekleyen uygulamalı fen ve doğabilim tekniklerin uygulandığı disiplinlerarası çalışmalar Türkiye'de ilk kez Keban Projesi ile gerçekleştirilmişti.

Ancak ülkemizde bu olumlu gelişmelerin devam etmediğini, aksine tahribatın giderek arttığını ve kültür mirasımızın hızla yok edildiğini görürüz. Keban'dan sonra Atatürk ve Karakaya barajları ile Aslantaş Baraj Gölü alanında da benzer projeler sürdürülmesine rağmen bütün bunlar Keban Projesi kadar başarılı olamamıştı.

1990'lı yıllarda GAP kapsamında yapım sürecine giren Karkamış ve Ilısu baraj projeleri etkilenme alanlarında kalan kültür varlıklarının kurtarılması için yeni bir proje daha geliştirildi. Bu bağlamda, 1998 yılında Kültür Bakanlığı, Devlet Su İşleri ve ODTÜ arasında imzalanan protokol çerçevesinde Prof. Dr. Numan Tuna başkanlığında ODTÜ Tarihsel Çevre Araştırma ve Değerlendirme Merkezi (ODTÜ TAÇDAM) yönetimindeki çalışmalara başlandı. Projeye İstanbul, Ankara, Hacettepe, Bilkent, Ege, Anadolu ve Dicle Üniversitesi'nin yanı sıra, yurtdışından Bryn Mawr, Binghampton, Utah, Akron, Münster, Münih ve Roma üniversiteleri ile Türkiye'de faaliyet gösteren Amerikan İlmi Araştırmalar Enstitüsü (ARIT), Alman Arkeoloji Enstitüsü, Prag Doğubilim Enstitüsü ve Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü gibi bilim kurumlarından kısa zamanda geniş bir katılım sağlandı.

1998 yılında 4 kazı, 9 yüzey araştırmasının desteklenmesi ile başlatılan çalışmalar, 1999 yılında Karkamış Baraj Gölü alanında 9 kazı, 4 yüzey araştırması, Ilısu Barajı Gölü alanında ise 4 kazı, 2 yüzey araştırmasının desteklenmesiyle uluslararası bir mega arkeolojik kurtarma operasyonuna dönüştü. Bu çalışmalar 2002 yılı içinde her iki alt bölgede 26 adet kazı ve yüzey araştırması düzeyine ulaştı.

Karkamış ve Ilısu barajları göl alanlarında ilk belirlemelere göre, doğrudan ve dolaylı etkilenecek 250 arkeolojik yerleşim yeri bulunuyor. Proje çalışmaları başladığında Karkamış Baraj Gölü altında kalacak bölümünde bilinen arkeolojik yerleşim yerlerinden en önemli 16 merkezde kurtarma kazılarının sürdürülmesi için ne yazık ki 2 yıl gibi bir süre kalmıştı. Ilısu bölgesinde ise, baraj gölünün su tutmaya başlamasına 10 yıllık bir süre bulunmaktaydı. Bu dönem içinde anıt kent Hasankeyf de dahil olmak üzere, bilinen 30 kadar önemli merkezde arkeolojik kazılar, diğerlerinde ise ayrıntılı araştırma ve sondaj çalışmaları yapılması planlandı.

Proje kapsamında en önemli merkez olan anıt kent Hasankeyf'te çalışmaların birçok alt projeden oluşan bütünlük içinde olması sağlanarak, baraj rezervuar seviyesinin etkisine göre çalışmaların ilk aşamada üç ana başlık altında yürütülmesi öngörüldü. Prof. Dr. Numan Tuna'nın belirttiğine göre bunlar;

Dicle'nin sol yakasında kalan kültürel varlıkların süratle arkeolojik kurtarma kazıları yöntem ve teknikleri kullanılarak belgelenmesi; korunması gerekli anıtların (Zeynel Bey Türbesi, Artuklu Köprüsü'nün bazı bölümleri gibi) ise kurtarılma olanaklarının araştırılması,

Dicle'nin sağ yakasında sit bütünlüğünü yitirmiş aşağı kent alanında kazı ve belgeleme çalışmalarına hız verilmesi ile beraber, bu kesimdeki kültür varlıklarının bir bölümünün kurtarılma olanaklarının araştırılması,

Sit bütünlüğü korunmuş `yukarı kent' bölümü rezervuar su seviyesi üzerinde olmakla beraber, değişken su seviyesi aşındırmasının Hasankeyf kalesinin oturduğu kireçtaşı formasyonuna çok yönlü etkilerinin araştırılması, kale kapıları ve kule gibi ivedi önlem alınması gerekli anıtlar için restitüsyon projelerinin öncelikle hazırlanmasıdır.

Esasen 1989 yılından beri Hasankeyf örenyerinde Kültür Bakanlığı adına Mardin Müzesi Müdürlüğü başkanlığında, Prof. Dr. Oluş Arık tarafından başlatılan kazı ve belgeleme çalışmaları, 1991 yılında T.C. Kültür Bakanlığı ve GAP İdaresi arasında yapılan protokol ile önemli bir maddi kaynak desteği ile genişlemiş, ancak 1992 yılında bölgedeki güvenlik sorunları nedeniyle sona ermişti. 1998 yılı sonrası ODTÜ TAÇDAM yönetiminde Ilısu Barajı Havzası'nda başlatılan kurtarma çalışmaları ile beraber önemli bir alt proje olarak Hasankeyf kazıları da tekrar ivme kazanmış ve genişlemiştir.

ODTÜ TAÇDAM Proje Yönetimi Hasankeyf'te farklı senaryolara göre stratejilerin geliştirilmesi gerektiği, uzun vadeli bir vizyon oluşturulması düşüncesindedir. Bunun için Ilısu Barajı yapımı ile ilgili olarak farklı senaryolardan, baraj yapımının 15 yıla yayılması veya barajın yapımından vazgeçilmesi durumuna göre de strateji geliştirilmesi gerekmektedir. Hasankeyf çalışmalarında izlenecek almaşık stratejiler için gerekli işlerin başında Hasankeyf ve yakın çevresinin paleo-çevresel, jeo-arkeolojik, anıtsal kültür mirasına ilişkin acil bir veritabanı oluşturulması geliyor.

Geçmişin Kanıtları

Hasankeyf ile birlikte TAÇDAM projesinin diğer çalışmalarıyla Alt Paleolitik Çağ'dan günümüze kadar kültürel sürekliliği kanıtlayan zengin veriler ile bölgenin kültür tarihinin yeniden yazılması sağlandı. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi 2002 yılında da gerçekleştirilen kazı ve araştırmalar sonucunda Ortadoğu arkeolojisi ile ilgili önemli veriler elde edildi.

Ilısu Baraj Gölü alanında Neolitik Çağ ile ilişkili Kortik Tepe'de Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ extra-muralis (yerleşim dışı) bir mezarlıktan Yakındoğu için olağanüstü buluntular ele geçti, Hakemi Use Tepe kazılarında ise Son Neolitik Çağ yapıları ve intramural (yerleşim içi) mezarlar ortaya çıkarıldı. Bölgede kentleşme sürecinin başladığı Uruk dönemi ve İlk Tunç Çağı verileri Ilısu bölgesinde çalışılan birçok höyükte, Ziyarettepe, Kenan Tepe, Salat Tepe, Aşağı Salat, Giricano, Müslüman Tepe ve Kavuşan Tepe'de ele geçti. Orta ve Son Tunç Çağı verilerine birçok yerde rastlanırken bu dönemin Giricano'da büyük idari yapılarla temsil edildiği anlaşıldı.

Ilısu bölgesinde İÖ 1. bin, Erken Demir Çağı ile ilgili en dikkat çekici veriler Ziyarettepe'de bulundu. Burada ele geçen ekonomik içerikli, çiviyazılı tabletler Assur tarihi açısından ilginç bilgiler verirken İÖ 612'de yıkılan Assur İmparatorluğu'nun bölgede bir süre daha yaşadığını ortaya koydu. Botan Vadisi'nde, Türbe Höyük'te yapılan kazılar sonucu Hellenistik devir ve öncesine ait kale, yerleşme ile alt katmanlarda Uruk ve Obeid dönemlerine ait yerleşim izleri ortaya çıkarıldı.

Karkamış Baraj Gölü alanında ise, Paleolitik Çağ'a yönelik yüzey araştırmaları ve yöresel mimari belgeleme çalışmaları 2002 yılı itibarıyla tamamlanmış bulunuyor. Halen kazısı sürdürülen Mezraa-Teleilat ve Akarçay Tepe höyüklerinde açığa çıkarılan Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ'a ait kültür katları Mezopotamya-Anadolu ilişkilerini daha anlaşılır kılmış, Mezraa-Teleilat Höyük'ün Neolitik dönemin bütün evreleriyle temsil edilen büyük bir yerleşim merkezi olduğu anlaşılmıştır. Neolitik yerleşimin üzerine oturan Assur ve Pers dönemi sarayları Anadolu'da bilinen en iyi korunmuş mimarisi ve diğer kültür verileri ile bölgenin az bilinen dönemlerini aydınlatmıştır.

Bölgenin en önemli İlk Tunç Çağı merkezlerinden Zeytinlibahçe Höyük'te Geç Uruk-İlk Tunç Çağı I katmanlarında iyi korunmuş yapılar açığa çıkarılırken, höyüğün zirvesini oluşturan konik tepede ise Erken Demir Çağı'nda bölgeye özgü toplu gömünün yapıldığı anıtsal bir tümülüs bulundu. Gre Vrike'de ise, İlk Tunç Çağı'na ait anıtsal bir yapı geniş ölçüde açılmış, zengin mezar buluntuları ele geçmiştir.

Seraga Höyük'te, 1999 yılı sonu itibarıyla Kalkolitik ve İlk Tunç Çağı yapı katları belgelenemeden sular altında kaldığından, özellikle Orta ve Son Tunç Çağı yapı katları ve burada ortaya çıkarılan tapınak kompleksi geniş bir alanda belgelendi.
Proje'nin şimdiye kadar sağladığı başarılar kısaca özetlendiğinde; ilk olarak belirtilmesi gereken, yürütülmekte olan interdisipliner arkeolojik çalışmalar ile kısa bir süre içinde bölge kültür tarihinin anlaşılmasında çok zengin verilerin kazandırılmakta olduğudur. Bu heyecan verici gelişmelere karşın ülkemizde sayısı yüzü geçen barajların çok azının baraj göl alanları tarandığı düşünülürse kaybımızın neler olduğunu dahi söyleyememek o kadar üzücüdür.



Send Feedback Send as email

© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.
Bu bir Doğan Burda Digital servisidir.
Imperia ile tasarlanmıştır.
reklam alani